İş Geliştirme: Ektiğin Tarlaya Değil, Diktiğin Tohuma Bak

İş geliştirme, yalnızca mevcut koşullara göre hareket etmek değil; doğru tohumu seçmek, doğru zamanda ekmek ve geleceği bugünden şekillendirmektir.

Hayatta bazen aynı tohumu, aynı özenle, aynı emekle ektiğimizi sanırız. Sonra dönüp tarlaya bakar ve beklediğimiz ürünü göremeyince kendimize şu soruyu sorarız:

“Ben nerede yanlış yaptım?”

Belki de soruyu yanlış yere soruyoruz.

Çünkü insanın sorumluluğu çoğu zaman tarlanın ne vereceğini belirlemek değil, elindeki tohumu nasıl seçtiği ve onu nasıl ektiğidir.

Ekonomide buna konjonktür deriz. Piyasa daralır, büyür, yön değiştirir. Faiz yükselir, maliyet artar, tüketici alışkanlıkları değişir. Dün işe yarayan bir yöntem bugün karşılık bulmaz. Bir dönem herkesin peşinden koştuğu şey, birkaç yıl sonra kimsenin umurunda olmayabilir.

Hayat ve iş geliştirme de bundan çok farklı değildir.

İnsanların beklentileri değişir. Öncelikleri değişir. Güven anlayışları değişir. Dün kıymetli olan bir davranış bugün sıradanlaşabilir. Hatta bazen iyi niyetiniz bile yanlış anlaşılabilir.

Bütün bunlar sizin kontrolünüzde değildir.

Kontrolünüzde olan, tarlaya ne ektiğinizdir. Yani tohumdur.

Tarla her zaman verimli değildir

Ekonomiye biraz yakından baktığımızda şunu görürüz: Aynı işletme, aynı çalışanlar ve aynı gayretle farklı yıllarda bambaşka sonuçlar alabilir.

Çünkü sonuç yalnızca emeğin değil, koşulların da ürünüdür.

Bir çiftçi bütün yıl çalışır ama yağmur yağmaz. Başka bir yıl yağmur fazla gelir. Bir başka yıl ürünün fiyatı düşer. Bir başka yıl herkesin aradığı ürün onun tarlasında yetişir.

Çiftçinin emeği aynı kalabilir; fakat tarlanın şartları değişir.

İnsan hayatında da böyledir.

Bazen çok iyi bir fikir, kötü bir zamanda doğar. Bazen çok çalışan bir insan, yanlış bir ekonomik döneme denk gelir. Bazen yıllarca biriktirilen tecrübe tam karşılığını bulacakken piyasanın kuralları değişir.

Bu yüzden her sonucu yalnızca kendi başarımızın veya başarısızlığımızın ölçüsü olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Kötü mevsim, iyi çiftçiyi kötü çiftçi yapmaz.

Ama burada ince bir çizgi vardır.

Kötü mevsim, çiftçinin hiçbir şey yapmamasını da haklı çıkarmaz.

Yağmur yağmıyorsa sulama yollarını aramak, ürün değiştirilebiliyorsa bunu düşünmek, toprağın durumunu anlamak ve gelecek mevsime hazırlanmak gerekir.

Çünkü koşullar bizim elimizde olmayabilir; fakat koşullara verdiğimiz cevap büyük ölçüde bizim elimizdedir.

İnsan bazen tarlayı suçlayarak tohumunu unutur

Başarısız olduğumuzda dışarıya bakmak kolaydır.

“Piyasa kötüydü.”

“İnsanlar değişti.”

“Kimse kıymet bilmiyor.”

“Şartlar uygun değildi.”

“Ödeme ahlakı kalmamış.”

Bunların hepsi doğru olabilir.

Fakat insanın kendisine sorması gereken daha zor bir soru vardır:

“Ben elimden geleni gerçekten gerektiği gibi yaptım mı?”

Çünkü çalışmak ile gereğini yapmak aynı şey değildir.

Gayret ile sonuç getiren çaba da aynı şey değildir.

Saatlerce çalışıp yanlış işi yapmak mümkündür.

Çok konuşup az üretmek mümkündür.

İyi niyetli olup dikkatsiz davranmak mümkündür.

Çabalamak ama kendini geliştirmemek mümkündür.

Hatta insan bazen “Ben elimden geleni yaptım.” derken aslında yalnızca alıştığı kadarını yapmıştır.

Çabanın çokluğu değil, yönü sonucu değiştirir.

Bir tohumu toprağa atmak çabadır, emektir. Ama hangi toprağa, hangi zamanda, hangi derinlikte ve hangi şartlarda ekeceğini bilmek ise gayrettir.

Çünkü rotası belli çabaya gayret denir.

Hayat da insandan yalnızca çalışmasını değil, neye çalıştığını anlamasını ister.

İyi niyet tek başına yetmez

İyi niyetin küçümsendiği bir çağda yaşıyoruz.

Oysa iyi niyet hâlâ insanın en değerli sermayelerinden biridir.

Fakat tek başına yeterli değildir.

İyi niyet, doğru davranışla birleşmediğinde bazen beklenmedik sonuçlar doğurabilir.

Birine yardım etmek istersiniz ama onu dinlemeden yardım edersiniz.

Bir işi iyi yapmak istersiniz ama ayrıntılarına dikkat etmezsiniz.

Bir insanı kırmak istemezsiniz ama sözünüzün nasıl duyulacağını düşünmezsiniz.

Niyet temizdir; sonuç değildir.

Bu nedenle yalnızca “Ben kötü bir şey düşünmedim.” demek yetmez. İnsan, niyetinin sonucunu da sahiplenebilmelidir.

Temiz niyet, doğru davranışla birleştiğinde değer kazanır.

Bence insanın gerçek kalitesi tam da burada ortaya çıkar.

Kimse görmediğinde işini nasıl yaptığı…

Kimse teşekkür etmeyecek olsa bile sözünü tutup tutmadığı…

Karşılığını hemen almayacağını bildiği hâlde çaba gösterip göstermediği…

Bunlar insanın tohumu hakkında çok şey söyler.

Her tohum aynı yıl filizlenmez

Günümüz insanının en büyük sabırsızlıklarından biri de budur.

Bir şey yaptığımızda hemen karşılığını görmek istiyoruz.

Bir işe başlıyoruz, kısa sürede sonuç bekliyoruz.

Bir ilişkiye emek veriyoruz, hemen karşılık bekliyoruz.

Bir beceri öğreniyoruz, kısa zamanda ustalaşmak istiyoruz.

Bir yatırım yapıyoruz, hemen kazanç arıyoruz.

Oysa tabiatın bize öğrettiği basit bir gerçek var:

Bazı tohumların kaderi, toprağın altında geçirdiği zamandır.

Her emek aynı gün görünür olmaz.

Bazı çalışmaların sonucu aylar sonra ortaya çıkar. Bazı kararların değeri yıllar sonra anlaşılır. Bazı insanların bugün attığı adımlar, yarının imkânlarını hazırlar.

Bu nedenle yalnızca bugünkü hasada bakarak tohumun değerini ölçmek doğru değildir.

Bazen henüz filizlenmemiş olması, tohumun kötü olduğu anlamına gelmez.

Belki mevsim doğru değildir.

Belki toprak hazır değildir.

Belki biraz daha sabır gerekir.

Ama bazen de tohum gerçekten yanlıştır.

İşte insanın kendisine karşı dürüst olması gereken yer tam burasıdır.

Tarla dünyadır, tohum ise kendin

Belki de hayatın en zor tarafı budur:

Tarlayı değiştiremediğimiz zamanlarda tohumu değiştirebilmek.

İnsan önce kendi tohumunu tanımalıdır.

Neye gücü yetiyor?

Neyi bilmiyor?

Hangi konuda gelişmesi gerekiyor?

Hangi toprağa uygun?

Hangi şartlarda daha iyi sonuç verebilir?

Hangi alışkanlıkları artık geride bırakmalıdır?

“Kendini bil” sözü, yüzyıllardır insan düşüncesinin en temel meselelerinden biri olmuştur. Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde yer aldığı kabul edilen “Nosce te ipsum” — “Kendini bil” sözü de bu yüzden hâlâ anlamını korur.

Çünkü insan kendi tarlasını tanımadan başkasının hasadına bakarsa, çoğu zaman kendi yolunu kaybeder.

Başkalarının ne ektiğine bakmak kolaydır.

Onların ne kazandığını, ne kadar ilerlediğini, ne kadar başarılı göründüğünü izlemek kolaydır.

Zor olan kendi toprağını tanımaktır.

Kendi eksiklerini görmek…

Yanlış tohumu fark etmek…

Gerektiğinde yeniden ekmek…

Ve bazen de hiçbir şey yetişmiyorsa önce toprağı değiştirmek.

Hayat bize her zaman istediğimiz tarlayı vermez.

Ekonomi her zaman istediğimiz şartları sunmaz.

İnsanlar her zaman beklentilerimize uygun davranmaz.

Piyasalar her zaman bizi beklemez.

Ama elimizde hâlâ bir seçim vardır:

Hangi tohumu taşıyacağımız ve onu nereye ekeceğimiz.

Belki de mesele, her zaman daha verimli bir tarla bulmak değildir.

Bazen mesele, elimizdeki tohumu daha iyi tanımaktır.

Çünkü geleceği değiştirmek, önce hangi tohumu taşıdığını bilmekle başlar.

BilgeGo Group

Akıl. Güç. Gelecek.

Bilgiyi Harekete Dönüştürüyoruz.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir