Vizyon ve Misyon: Duvarlara Asılan Cümleler, Hayata Geçmeyen Sözler

Şirketlerin internet sitelerine girin. “Vizyon” ve “Misyon” başlıklarını bulmak uzun sürmez.

Genellikle birkaç büyük kelime yan yana dizilmiştir: sürdürülebilirlik, yenilikçilik, mükemmeliyet, insan odaklılık, değer yaratmak, geleceğe yön vermek…

Cümleler büyüktür. İddialar büyüktür. Gelecek çok parlaktır.

Ama garip bir şey vardır: Bu cümlelerin çoğunun şirketin gerçek hayatıyla neredeyse hiçbir ilgisi yoktur.

Çünkü vizyon ve misyon, çoğu zaman yaşanan bir ilke değil, yazılmış bir metindir.

Oysa bir şirketin gerçek vizyonunu internet sitesindeki “Vizyonumuz” sayfasından değil, zor bir karar karşısında ne yaptığına bakarak anlayabilirsiniz.

Bir müşteri kaybedilecek olsa bile doğruyu söylüyor mu?

Kısa vadede kârından vazgeçip uzun vadeli bir değer yaratmayı seçiyor mu?

Çalışanına gerçekten insan olarak mı davranıyor, yoksa “insan odaklıyız” cümlesini sadece insan kaynakları sayfasında mı kullanıyor?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

“İnsan ne söylediğiyle değil, yaptığı seçimlerle kendini gösterir.”

Çevremizdeki insanların zihnine kendimizle ilgili resmi ‘söz, tabela’ fırçaları ile değil, tutum ve davranış fırçaları ile çizeriz. Bu yalnızca insanlar için değil, kurumlar için de geçerlidir.

Söz ile Davranış Arasındaki Uçurum

Felsefenin en eski problemlerinden biri, söz ile eylem arasındaki mesafedir. İnsan kendisini anlatırken başka, yaşarken başka biri olabilir.

Şirketlerde de durum farklı değil.

Bir kurum “dürüstlük” diyebilir. Ama dürüstlük, kimsenin bakmadığı yerde verilen karardır.

“Çalışanlarımız en değerli varlığımızdır” diyebilir. Ama bunun gerçek karşılığı, zor bir dönemde çalışanına nasıl davrandığında ortaya çıkar.

“İnovasyon” diyebilir. Ama hata yapan ilk çalışanın başına ne geldiği, inovasyona gerçekten inanıp inanmadığını gösterir.

Çünkü değerler, ilan edildiğinde değil, bedel ödenmesi gerektiğinde değer haline gelir.

Kant’ın ahlak anlayışının özünde de buna yakın bir fikir vardır: Ahlak, işimize geldiği için değil, doğru olduğu için doğru olanı yapabilmektir.

Şirketler için de iyi bir test şudur:

Vizyonunuz size hiçbir şey kaybettirmiyorsa, muhtemelen vizyonunuz yeterince gerçek değildir ama yeterince gevşektir.

Her Şirket “Geleceği Şekillendiriyor”

Bir başka komik tarafı da şu: Neredeyse her şirket geleceği şekillendirdiğini söylüyor.

Geleceğe yön veriyor, dünyayı değiştiriyor, hayatları dönüştürüyor, sınırları kaldırıyor…

Peki bütün şirketler dünyayı değiştiriyorsa, dünyayı kim olduğu gibi bırakıyor?

Bazen bir şirketin vizyonunu anlamanın en iyi yolu, yazdığı cümleleri değil, yazmadığı şeyleri okumaktır.

Neye hayır diyor?

Neyi yapmıyor?

Hangi kazancı reddediyor?

Hangi müşteriyi kaybetmeyi göze alıyor?

Çünkü bir kurumun karakteri, çoğu zaman yaptıklarından çok yapmamayı seçtiklerinde görünür.

Peter Drucker’ın meşhur sözü burada hatırlanmaya değer:

“Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer.”

Duvara yazılmış en güzel vizyon metni bile, kurumun gerçek kültürü karşısında çaresiz kalır.

Belki de Daha Az Konuşmalıyız

Bence şirketlerin daha iyi vizyon ve misyon metinlerine değil, daha sahici davranışlara ihtiyacı var.

Beş paragraf yerine bir cümle.

On büyük iddia yerine, gerçekten arkasında durulabilecek iki ilke.

Hatta belki bazı şirketler vizyonlarını hiç yazmasa daha iyi.

Çünkü bazen insanlara “Biz kimiz?” diye anlatmak yerine, onların bunu kendilerinin görmesini sağlamak çok daha değerlidir.

Sonuçta bir kurumun gerçek misyonu web sitesinde yazan değildir.

Gerçek misyon, her gün tekrarlanan davranışların toplamıdır.

Vizyon ise gelecekte olmak istediğiniz yeri anlatmaz yalnızca.

Bugün, o geleceğe doğru yürürken hangi bedelleri ödemeye razı olduğunuzu da gösterir.

Geri kalan her şey, güzel cümlelerden ibarettir.

Ve güzel cümlelerin en büyük problemi şudur:

Duvara asılabilirler. Ama yaşanmadıklarında, hayat karşısında da asılmış yani idam edilmiş olurlar. İdmanı olmayan ilkenin idamı olur!

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir